30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun
Efendim bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı: Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan, Yiğit Türk Askerleri ve Analarımızın sonsuz fedakarlıklarıyla kazanılan bir Kurtuluş Mücadelesinin yıldönümü.
I. Dünya savaşının ardından. 30 Ekim 1918′de Osmanlı Devletiyle imzalanan Mondros Mütarekesi çok ağır ÅŸartlar içermektedir. Bu antlaÅŸma bir devletin devlet olma özelliÄŸini tümden elinden almaya yöneliktir. BoÄŸazlar ve tüm haberleÅŸme hatlarının iÅŸgal devletlerine bırakılması. Genel asayiÅŸi saÄŸlamak dışında kalan askeri gücün silah bırakması, savaÅŸ esirlerinin tek başına serbest bırakılması ve en önemlisi itilaf devletleri güvenliklerini tehlikede görmeleri halinde akseri müdahalenin önünün açılmasıydı.
Wikipedia: Nitekim bu madde hükümlerine dayanarak fransızlar; 7 Aralık 1918′de Antakya’yı ve İskenderun’u, 20 Aralık’ta Adana’yı, 29 Aralık’ta Tarsus’u iÅŸgal ettiler.
ingilizler; 13 Ocak 1919′da Kilis, 15 Ocak’ta Antep, daha sonra Urfa ve MaraÅŸ bölgelerini iÅŸgal ettiler. Ancak İngilizler, bu bölgeleri sonradan Fransızlar’a terk ettiler.
italyanlar ise; 22 Mart 1919′da Antalya ve Burdur, 11 Mayıs’ta Bodrum, 12 Mayıs’ta Fethiye ve Marmaris’i iÅŸgal ettiler.
Nihayet 15 Mayıs 1919′da da Yunanlılar İzmir’i iÅŸgal ederek ilk iki gün içinde 2000 civarında Türk’ü katlettiler. İtilaf Devletleri’nin iÅŸgalleri devam etti ve bir süre sonra tüm ülke genelinde yaygınlaÅŸtı.
ingiliz yalakası çirkef yunanlılar doymamışlardı. Sevr AntlaÅŸmasını Osmanlı Devleti‘ne kabul ettiren itilaf devletlerinin karşısında bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi vardı.
yunanlılar 8 Temmuz 1921′de bursayı iÅŸgal etti, ardından UÅŸak’ı aldılar.
6-10 Ocak 1921 tarihinde ayaklanmalardan faydalanmak isteyen çirkef yunan diplomatları ordusu İnönü-Eskişehir tarafına taarruza geçtiler. Mustafa İsmet İnönü tarafından komuta edilen Türk Ordusu yunanlıları püskürttüler ve yunanlar Bursa civarına çekildiler. Ardından TBMM Londra konferansına davet edildi ve itilaf devletleri ağzının payını aldılar 
23-31 Mart 1921 tarihinde herzamanki “kukla yunan ordusu” bursa ve afyon üzerinden taarruza geçti. GeldiÄŸi gibi gitti!
14-22 AÄŸustos 1921 tarihinde yunan ordusu Ankaraya doÄŸru yürüyüşe geçti. Ankaranın doÄŸu ve güneydoÄŸusundan saldırılara baÅŸladılar. Türk ordusu Polatlı-Haymana’ya kadar çekilmiÅŸti.
23 Ağustos-13 Eylül 1921 Sakarya savaşı sonrası yunan ordusu Eskişehir-Kütahya-Afyon hattına çekildiler. Savunmada kalıp serv antlaşmasını Türklere kabul ettirme planları yürüttüler. Fakat başarılı olamadılar.

Sıra geldi Türk Taarruzuna, 14 Eylül 1921 – 13 AÄŸustos 1922 tarihleri arasında Taarruz planları yapıldı, ordunun ihtiyaçları giderildi. Seferberlik baÅŸlatıldı, düzen kuruldu. Planlar titizlikle ve çok gizli olarak yürütüldü. TBMM’si bilgilendirilmedi, oyalandı. Hatta askerler bile savaÅŸacaklarını bilmiyor savunma gereÄŸi bahanesiyle asıl saldırı hatlarına yönlendiriliyorlardı. Asker sabırsızlanmış, bir an önce analarının bacılarının, yakılan yıkılan köylerinin cezasını yunan ordusuna kesmek için heyecan içinde taarruz gününü beklemekteydiler. Osmanlı devleti son 300 yıldır baÅŸarılı bir taarruza imza atmamış, yüzü hep batıya dönük kalmış, hatta istanbul iÅŸgal edilince ingilizlerin boyunduruÄŸu altına girmeyi Osmanlı sultanları teklif etmiÅŸlerdir.
Türk ordusu yaklaşık 100.000 askeri yunan savunmasına kadar gizlice çekmiÅŸ yunanlıların ruhu bile duymamıştır. Bu harekat 14 AÄŸustos 1922′de baÅŸlamıştır. Ne hikmetse bir yıl önce yunanlılar bu tarihte Ankaraya doÄŸru yürüyüşe geçmiÅŸlerdi.
Türk büyük taarruzu (Başkomutanlık Meydan Muharebesi) başlamıştı. Dünya devletlerinin hiçbiri taarruzdan sonuç alınması bir yana, Türklerin taarruz yapabileceklerine inanmıyorlar şampanyalar eşliğinde eğleniyorlardı. Ama Türk ordusu 14 gün içinde Anadoluyu düşman işgalinden kurtarmış izmire girmişti. Sonrasında Çanakkale ve Tarakya tarafı tek kurşun atılmadan Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşmasıyla birlikte Türkiye topraklarına katılmıştır. I. Dünya savaşı sonrası ve Lozan antlaşmasına kadarki savaşlar Kurtuluş Savaşı olarak adlandırılmıştır. Sakarya Meydan Muharebesini anlatmayacağım, önerim Şu Çılgın Türkler adlı romanı okumanız.
ŞU ÇILGIN TÜRKLER ADLI ROMANDAN ALINTILAR:
SÜVARİ TUGAYI Mürettep Kolordu karargâhının boÅŸalttığı Mekece’ye saat 09.30′da girdi. Bir adam birdenbire öne atıldı, Tugay Komutanı Albay Hacı Arif Örgüç’ün atının dizginlerini yakaladı, haykırmaya baÅŸladı:
“Kızımın öcünü alacaksın deÄŸil mi? Almayacaksan niye atlandın, niye silahlandın? Söyle, kızımın öcünü alacaksın deÄŸil mi?”
Adam uluya uluya aÄŸlamaya baÅŸladı. 11. yunan tümeni telaÅŸ içinde çekilirken bile birçok kirliÅŸi yapmıştı. Zavallı baba da buna tanık olan talihsizlerden biriydi. Köyü yandığı için Mekece’ye sığınan adamcağız, kaç zamandır rastladığı her subaya, askere aÄŸlayarak bu soruyu soruyordu.
Deli Baba diye anılır olmuştu.
Tugay Komutanı atından inip Deli Baba’ya sarıldı, sırtını okÅŸadı, “Namus sözü veriyorum.” dedi, “..yalnız kızının deÄŸil, bütün mazlumlarımızın öcünü alacağız.”
Bunu bir gün mutlaka başaracaklarına ta içinden inanıyordu. Bu inanç olmasa bu sava sürdürülebilir miydi?
——————
Kurtuluş savaşı sırasında Halide edip bir konferansında şöyle diyecektir:
KardeÅŸlerim!
Sizleri, milletinin ÅŸerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma çağırıyorum!”
Kısa bir sessizlikten sonra, kadınlar ağır ağır ayağa kalkmaya başladılar ve hiç konuşmadan ilerlediler, masanın önünde sıraya girdiler. Masanın üstü parayla dolmaya başladı. Yanında para olmayanlar, yüzüklerini, bileziklerini bırakıyordu. Gözleri görmeyen, beyaz başörtülü, yaşlı bir kadın çevresinden yardım istedi:
“Bana ne olur Halide Hanım’ı bulun!”
Halide Edip bu yakaran sesi duymuÅŸtu, yaklaÅŸtı, “Benim, burdayım!” dedi. Kadın eliyle okÅŸayarak,
Halide Edip’in yüzünü içine sindirdi:
“Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum, kızım. Bunu, zor günüm için saklamıştım. Ama sözlerinden anladım ki ordumuz benden daha zordaymış.”
Göğsüne bastırdığı sol elini açtı, uzattı, yüzü gururla aydınlandı:
“Al bunu.”
Derisi çatlamış avucunda bir lira vardı.
Halide Edip, gözlerinden yaÅŸ fışkırarak kadına sarıldı, “Ah anam..” diye inledi, içi titreyerek, “..bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız!”
——————
1918 yazında, Sultan ReÅŸat’ın ölümü üzerineVI. Mehmet sanıyla 36. padiÅŸah olarak tahta çıkan Vahdettin, devletin ve tahtının geleceÄŸini, dönemin süper devleti İngiltere’nin lütfuna baÄŸlamıştır.
İngiltere Karadeniz Ordusu Komutanı General Milne, Londra’ya ÅŸu mesajı yollar.”VI.Mehmet, İngilizlerin Türkiye’de idareyi mümkün olduÄŸu kadar süratle ellerine almasını istiyor.”
Amiral VVeb’in mektubu:”PadiÅŸah bizi buraya yerleÅŸtirmek istiyor.”
Damat Ferit, Amiral Calthorpe’a şöyle diyecektir:”PadiÅŸahın ve benim yegâne ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir.”
Vahdettin, 30 Mart 1919′da, Damat Ferit aracılığıyla, ‘kendi eli ile yazdığı bir tasarıyı’ İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’a ulaÅŸtıracaktır.
Özeti ÅŸudur:”Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun 15 yıl müddetle İngiliz sömürgesi olması.”
——————
Times gazetesi Türk kıpırdanışını şöyle karşılar: “Bütün cihanın kuvvetine karşı milli bir hareket yaratmak… Ne çocukça bir hayal!”
——————
Damat Ferit hükümetinin medrese çıkışlı Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi, “Yunan ordusunun baÅŸarısı için dua edilmesini” ister. Trakya, Balıkesir, Bursa ve UÅŸak’ın, Yunanlılarca iÅŸgal edilmesi üzerine de, “Yunan ordusunun ilerlemesi hükümetimizin programına uygundur” diyecek ve Yunanlıların iÅŸgal etmediÄŸi illeri, ‘kurtarılmamış iller’ olarak tanımlayacaktır. İstanbul yönetimi Sevr AntlaÅŸmasını da kabul ve imza eder.
——————
İstanbulda Ankara için gönüllü milletten para toplanıyor:
İçerde, daha afyonu patlamamış olan huysuz idare memuru, bir deftere, söylene söylene, bağış yapanın adını ve bağış miktarını yazıyordu.
“Kahveci Ali, 100 kuruÅŸ.”
“Eskici Yusuf, 50 kuruÅŸ.”
“Hallaç Asım, 75 kuruÅŸ.”
“Bakkal Ahmet, 100 kuruÅŸ.”
“Terlikçi Adem, 200 kuruÅŸ.”
Sırada, küçük, cılız bir oğlan vardı. Bir önceki bağışçının çocuğu sanan memur, öfkeyle, yürüyüp yol vermesi için işaret etti. Ama çocuk yürümedi, büyük bir ciddiyetle, bütün servetini çıplak masanın üzerine bıraktı:
“Hasan, 5 kuruÅŸ.”
Suratsız idare memurunun birdenbire gözleri doldu. Ağladığını göstermemek için yüzünü, kocaman mendilinin arkasına saklayarak gürültü ile burnunu sildi.
——————
Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi:
“Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmiÅŸsiniz.”Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı.
Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuÅŸak bir sesle, “OÄŸlum.” dedi, “..dün akÅŸam BeyoÄŸlu’nda, İngiliz İnzibat Subayı TeÄŸmen Miller’i,
emre raÄŸmen selamlamamışsın. DoÄŸru mu?”
“Evet efendim, doÄŸru.”
Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi:
“Herhalde görmediÄŸin için selamlamadın, deÄŸil mi çocuÄŸum?”
“Hayır efendim, gördüm.”
Nazırın canı sıkıldı:
“Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmiÅŸti.”
“Rütbesi benden küçük olduÄŸu için selamlamadım PaÅŸam. Askerlik
töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?”
Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:
“Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman deÄŸil. Hemen ÅŸu müzevir teÄŸmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım.”
Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı:
“PaÅŸam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum.”
Nazır bıkkınlıkla, “Söyle bakalım” dedi.
“Balkan Savaşı’nda teÄŸmendim, Çanakkale’de üsteÄŸmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaÅŸarak almadım.
Her rütbemde binlerce ÅŸehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem.”
Harbiye Nazırı bozuldu:
“Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum.”
Yüzbaşı sükûnetle, “Anladım efendim” dedi, apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:
“Artık emrinizi dinlemek zorunda deÄŸilim!”
Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayaÄŸa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
——————
“..Üzülmeyin vre. Bizimkiler Türk ordusunu tepeleyince yine buraya döneriz. Sakarya’nın ötesine bile geçeriz. O zaman buralar çok ÅŸenlikli olacak. Bir düşünün. Ta Akçakoca’ya kadar yüzlerce yeni köy.”
Bir çeteci, silahına sarılıp ayağa zıpladı. Hrisantos kızdı:
“Ne oluyor?”
“Bir ses duydum.”
“Otur yerine pezevengi! Ne telaÅŸ ediyorsun? Dört yanda nöbetçi var.”
Çeteci isteksizce yerine oturdu ama kulağı tetikte bekledi. Ağaçlar hışırdıyordu. İçi rahatlamıştı ki orta yere el bombası gibi bir ses düştü:
“Davranmayın, sarıldınız!”
Hrisantos ve onun gibi hızlı iki çeteci silahlarını çekip ayağa fırladıkları anda tüfekler patladı. Ânında devrildiler. Üçü de başından vurulmuştu. Dört yandan Kara Fatma ve kızları belirdi. Tüfekleri çetecilere dönük, parmakları tetikteydi. Biri kımıldasa silahlarını boşaltacakları belli oluyordu. Kara Fatma emretti:
“Silahlarınızı bırakıp ayaÄŸa kalkın!”
Hrisantos’un parçalanmış suratı gözlerinin önünde duruyordu. Hiç duraksamadan kalktılar.
“Tabancası, bıçağı olan yere atsın.”
Attılar.
Üzerlerindeki, heybelerindeki mücevher ve paraları, hiç itiraz etmeden, ortaya serilen battaniyenin üzerine yığdılar.
“İşte böyle palikaryalar. Balta döner, sap döner, gün gelir hesap döner. İki yıllık zulmün, yaÄŸmanın, kundakçılığın, hainliÄŸin, hayvanlığın hesabını verme gününüz geldi. Sizi divan-ı harbe teslim edeceÄŸiz.
Akıbetinizi o belirleyecek.”
Akıbetlerinin ne olacağını kestiriyorlardı. Titrediler. Ela gözlü bir genç kadın usulca Kara Fatma’nın
yanına sokuldu, alçak bir sesle,
“Aradığım iti sonunda buldum abla” dedi. Kara Fatma da fısıltıyla sordu:
“Hangisi?”
“AteÅŸin yanında duran.”
AteÅŸin yanında esmer, kıvırcık saçlı, dolgun dudaklı bir çeteci duruyordu. Kara Fatma’nın bakışından huylanıp başını önüne eÄŸerek suratını saklamaya çalıştı.
“Komutan diri isterim dediydi.”
“öldürmeyeceÄŸim.”
“Peki öyleyse.”
Ela gözlü kadın ilerledi, tüfeğinin namlusuyla Rum çetecinin çenesinin altına dokundu:
“Kaldır başını!”
Erkek başını doğrulttu.
“Bana bak!”
Erkek baktı.
“Tanıdın mı beni?”
Erkek gözlerini kapadı, zor duyulur bir sesle “Affet” dedi.
Kadın bir adım geri çekildi. Olacağı sezen kadınlar ve çeteciler nefeslerini tuttular. ErkeÄŸin apış arasına ardarda iki el ateÅŸ etti. Erkek yakıcı bir çığlık atarak parçalanan kasıklarını tuttu, sarsıla sarsıla dizlerinin üstüne çöktü, başı önünde, ulur gibi bağırmaya baÅŸladı. Ela gözlü kadın Kara Fatma’ya minnetle baktı:
“SaÄŸ ol abla. Belki artık rahat uyuyabilirim.”
“Tamam kızım.”
——————
İZMİR’e yürüyen küçük kaçak grupları yiyecek istemek için yolları üzerindeki köylere uÄŸruyor, ayak üstü bir ÅŸeyler yiyip yola düşüyorlardı. Kimi yerlerde köylüler silahla karşı duruyor ya da çeteler bu kaçakları çevirip temizliyorlardı. Savunmasız Kuzuluk Köyü’ne yirmi kaçak geldi. Köylüler çeÅŸme önünde toplanmış dertleÅŸiyorlardı. Yunanlıların geldiklerini gören bir kız korku içinde evine kaçtı. İçeri girip kapıyı ve tek pencerenin kepengini kapadı. Yunan askerlerinden biri güzel kızı fark etmiÅŸti. Kapıyı, kepengi zorladı ama açmayı, kırmayı ba aramadı. Bir arkadaşı yanaÅŸtı:
“O güzel kızı istiyor musun?”
“İstemez miyim? Taze incir gibi.”
“Öyleyse evi ateÅŸe ver. Dışarı çıkar.”
“Akıllısın.”
Kapının önüne saman yığıp ateşledi. Alevler az sonra evi sardı. Annesi kıza dışarı çıkması için, Yunanlıya kıza dokunmaması için yalvarıyordu. Köylüler uzakta toplanmış ağlamaktaydılar. Durum kaçakları eğlendiriyordu. Kız az sonra, yanmamak için ya kapıdan, ya pencereden dışarı atacaktı kendini ve asıl eğlence o zaman başlayacaktı. Keyif içinde beklediler. Kız dışarı çıkmadı, evle birlikte yandı.
KURTULUŞ SAVAŞI RESİMLERİ
KurtuluÅŸ Savaşı’nda mermi yapan nineler ve torunları

TBMM BaÅŸkanı Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’dan önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi baÅŸkanlık kürsüsünde (1922)

Kurtuluş Savaşında İnebolu halkına İstiklal Madalyası verilmiştir. İnebolu halkı Kurtuluş Savaşında cephane taşınmasına ön ayak olmuş savaşın kaderini belirlemiştir:


SAVAŞ BİTTİ, MİLLİ MÜCADELE KAZANILDI, M. KEMAL ATATÜRK KÜRSÜYE ÇIKTI, HALKA KARŞI:
“..Hanımlar, beyler!
Bu noktaya kolay gelmedik. Öğretmenlerimiz, ÅŸairlerimiz, yazarlarımız, uÄŸradığımız felaketin bir daha yaÅŸanmaması için o kara günlerin sebeplerini, nasıl kan ve gözyaşı dökerek kurtulduÄŸumuzu, en doÄŸru, en güzel ekilde anlatacaklardır. Bu vesile ile ÅŸehitleri tazimle yadedelim. KurtuluÅŸa emek vermiÅŸ asker sivil, kadın erkek, ÅŸehirli köylü, genç yaÅŸlı herkesi minnetle selamlıyorum. Ama ÅŸunu belirtmeden geçemeyeceÄŸim. Dünyanın hiçbir kadını, ‘Ben vatanımı kurtarmak için Türk kadınından daha fazla çalıştım’ diyemez..”
Öğretmenler yürekten alkışlıyordu. Komutanlar ürperdiler. Anadolu kadınları olmasaydı bu zafer acaba kazanılabilir miydi?
“..Ama bilelim ki bugün ulaÅŸtığımız nokta gerçek kurtuluÅŸ noktası deÄŸildir. KurtuluÅŸa ancak uygar, çaÄŸda , bilime, fenne ve insanlığa saygılı, istiklalin deÄŸerini ve ÅŸerefini bilen,hurafelerden arınmış, aklı ve vicdanı hür bir toplum olduÄŸumuz zaman ulaÅŸabiliriz.
Öğretmenler!
Ordularımızın kazandığı zafer, sadece eÄŸitim ordusunun zaferi için zemin hazırlamıştır. Gerçek zaferi, cahilliÄŸi yenerek siz kazanacak, siz koruyacaksınız. Çocuklarımızı ve geleceÄŸimizi ellerinize teslim ediyoruz. Çünkü aklınıza ve vicdanınıza güveniyoruz!”
BÜYÜK TAARRUZUN ÇARPICI FATOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ.


TÜRKİYENİN KURTULUŞ GÜNÜ HEPİMİZE HAYIRLI OLSUN!
ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
Kaynaklar: Wikipedia, Şu Çılgın Türkler, Egitek

2 Yorum to “30 AÄŸustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun”
Yorum Aparatı







hülya30 Ağustos 2008
bayramımız kutlu mutlu olsun…çok duyarlısın.
hülya30 Ağustos 2008
buarada,yeni tema hoş olmuş.öbürüne alışmıştım ya bir an gözüme yabancı geldi.
ben böyle magazin tarzı temaları beğeniyorum.daha profesyonel duruyor.
güle güle kullan.